22 Nisan 2008 Salı

23 NİSAN FOTOGRAFLARI



23 NİSAN ŞİİRLERİ

ÇOCUK BAYRAMI

Arkadaşlar, sevinelim,
Hep gülelim, eğlenelim;
Sıkılmasın hiç canımız;
Çünkü bugün bayramımız...
Oyun, alay, dernek düğün,
Hepsi bizim işte bugün...
Çocuklara hor bakmayın;
İncitmeyin, esirgeyin...
Ana yurdun oğlu, kızı,
Umut veren şen yıldızı.
Yarınları parlatacak;
Şenlenecek her bir ocak...
Korunacak cumhuriyet,
Yükselecek bu memleket...


BİZİM BAYRAMIMIZ
Bu gelen bizim bayram
Yükseldi bak ünümüz.
23 Nisan bizim
En şerefli günümüz!
Al bayrağı açalım,
Gel gidelim törene.
Bin teşekkür, bizlere
Bugünleri verene...
Bizim için harcanan
Boşa gitmez bu emek,
Çünkü her Türk çocuğu
23 Nisan demek...

21 Nisan 2008 Pazartesi

23 NİSAN

Vatan tehlikedeydi; Atatürk karar verdi:
«Vatan kurtaracak yine millettir» dedi.
Ankara'da bir Meclis toplayıp kurmak için,
Günlerce, haftalarca, çalıştı, için için.
İşte bugün kuruldu Büyük Millet Meclisi,
Ankara'dan yükseldi Türk'ün gürleyen sesi.
Çocuklar! bayram yapın, sevinin ve haykırın,
Engel denen her şeyi gücünüzle siz kırın!
Çocuklar bilin ki siz koca bir cihansınız.
Vatanın her yerinden fışkıran volkansınız.
Doğan güneş sizindir yıldızla ay sizindir,
Artık vatan sizindir, artık saray sizindir.
Ey gül yüzlü çocuklar, gülün, koşun, ileri,
Hayatta durak yoktur; ya ileri ya geri.
Coşkun bir rüzgar gibi ufukları aşınız!
Göğsünüz kanasa da akmasın göz yaşınız!
Temiz olsun kalbiniz, çelik olsun kolunuz!...
Şen olsun bayramınız, aydın olsun yolunuz!...
Neşenizle bu yurdu aydınlatın her zaman,
Sizindir bu ünlü gün, ünlü 23 Nisan.

23 NİSAN KUTLU OLSUN ÇOCUKLAR






23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği tarihtir.

Atatürk, 23 Nisan 1924′te ‘23 Nisan’ gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929’da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır. 1979′da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır. Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir.

Türk milletinin gönlünde, onun bağımsızlığının sarsılmaz ifadesi olarak en önemli yeri işgâl eden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, her yıl yurdumuzda ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde, bütün kurumlarımızda, okullarımızda ve her evde çeşitli etkinliklerle kutlanarak millî birliğimizin kenetlenmiş ifadesini temsil etmektedir.

Büyük önder Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, millî bayramımız olan 23 Nisanlar’ı çocuklara armağan etmiştir. Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devleti’nin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar, önemli birer vesiledir.
Milletimize ve bütün çocuklara kutlu olsun.

Atatürk diyor ki:

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

5 Nisan 2008 Cumartesi

Bizim bayramımız

Bu gelen bizim bayram
Yükseldi bak ünümüz.
23 Nisan bizm
En şerefli günümüz!

Al bayrağı açalım,
Gel gidelim törene.
Bin teşekkür, bizlere
Bugünleri verene...

Bizim için harcanan
Boşa gitmez bu emek,
Çünkü her Türk çocuğu
23 Nisan demek...

Geldi 23 Nisan

23 nisan kutlu olsun
sevelim çocuklar
gülelim bizler
23 nisan kutlu olsun

23 nisan geldi yine
neşe verdi hepimize
23 nisankutlu olsun sevinin
bizlerle siz büyükler

23 NİSAN KUTLU OLSUN HEPİMİZE

4 Nisan 2008 Cuma

23 NİSAN


Yirmi Üç Nisan geldi,

Dalgalansın bayraklar.

Bayramı ağaç bildi,

Kıpırdandı yapraklar.

Hakkındır güzel çocuk.

Oyna, sevin, hiç durma.

Şenlensin dört bir bucak,

Çalınsın davul, zurna.

Tutuşalım el ele,

Bir yere toplanalım,

Atamıza bak hele:

Tekrar tekrar analım.

Kıymetini kim bilmez,

Eşsiz güzel vatanın

Ruhuna leke gelmez,

Bu toprakta yatanın.

Okulumuz süslensin,

Bayrağımız yükselsin.

Kore’deki şehitler

Bugün bayrama gelsin.

Bakma küçük çağına,

Sen, kahraman bir ersin,

Allah Türk çocuğuna

Çok bayramlar göstersin.

31 Mart 2008 Pazartesi

23 NİSAN ŞİİRLERİ

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı



Bu ne duru sabah, ne temiz hava,
Geliyor her yandan Nisan kokusu.
Sevinçten deliye dönmüş her yuva
Sarmış gönülleri vatan duygusu.

Gelincikler gibi al al bayraklar,
Evlerden sarkıyor, gökler de dolu.
Nabızlar pek hızlı, coşkun yürekler,
Sanki arslan bugün her Türk'ün oğlu!

Şu mini miniler tombul yanaklı,
Yerlerinde bile duramıyorlar.
Hepsinin elleri çifte bayraklı,
Gözlerinde şimşek şimşek sevgi var.

Yeniden oluyor her şey, yeniden,
Yanıyor Atatürk içimizde bak!
Atatürk, bu kara günü ak eden,
Atatürk; andımız, en kutlu sancak.

Eğlenin yavrular, gülün çocuklar.
Coşsun gönlünüzde Türklük duygusu.
Havanın bile bir coşkun hâli var,
Her yönden geliyor nisan kokusu.

15 Şubat 2008 Cuma

23 Nisan Resimleri
















Kişisel Egemenlikten Milli Egemenliğe

Kişisel Egemenlikten Milli Egemenliğe (*)
Milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleriyle birlikte Atatürk'ün devlet anlayışının temellerini oluşturan üçüncü ana ilke, milli egemenliktir. Milli egemenlik, devlet içinde en üstün buyurma kudreti olarak tanımladığımız egemenliğin, millete ait olduğunu ifade eder. Bu anlamda milli egemenlik, kişi veya zümre egemenliği ile, yani monarşik veya oligarşik yönetim biçimleriyle kesinlikle bağdaşamaz. Tıpkı tam bağımsızlık ilkesi gibi milli egemenlik de, Atatürk'ün Milli Mücadele'nin ilk günlerinden beri açıkça ortaya koyduğu, ısrarla vurguladığı bir temel ilkedir. Daha Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde ülke bütünlüğünün ve milli bağımsızlığımızın korunması için, "kuvayı milliyeyi amil ve iradei milliyeyi hakim (milli güçleri etken ve milli iradeyi egemen) kılmak" esasının kesin olduğu belirtilmiştir. Atatürk, Ankara'ya gelişinin ertesi günü (28 Aralık 1920) şehrin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmede bu konuda şunları söylemiştir: "Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz... Bu sebeple teşkilatımızda milli güçlerin etken ve milli iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Milli egemenlik..." Padişahlığın resmen kaldırılmasından hemen hemen iki yıl önce ve Büyük Millet Meclisi'nde padişahlık kurumuna ilke olarak taraftar çok sayıda milletvekilinin bulunduğu bir dönemde çıkarılan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) milli egemenlik ilkesini en açık biçimde ifade etmiştir: "Hakimiyet bila kaydü şart (kayıtsız şartsız) milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. İcra (yürütme) kudreti ve teşri (yasama) salahiyeti milletin yagane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclis'nde tecelli ve temerküz eder (belirir ve toplanır)." Bu ifadelerin monarşik meşrulukla bağdaşmasının mümkün olmadığı, o an için adının konulması sakıncalı görülmüş bile olsa, Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin gerçekte milli egemenliğe dayanan bir cumhuriyet olduğu açıktır. Milli egemenlik ilkesi, 1924, 1961 ve 1982 tarihli daha sonraki anayasalarımızdan da temelini oluşturmuştur. Atatürk, Milli Mücadele'nin başlangıcından, kendisinin hayata veda ettiği ana kadar, her fırsatta milli egemenliği Türk toplumuna benimsetmeye çalışmış, her zaman kişisel yönetimin sakıncalarıyla milli egemenliğin üstünlüklerini çarpıcı şekilde karşılaştırmıştır. Çağdaş bir topluma ve çağdaş bir devlete yakışan yönetim şekli, ancak milli egemenliğe dayanan sistemdir. Saltanatın kaldırılmasıyla ilgili Büyük Millet Meclisi görüşmeleri sırasında söylediği şu sözler, bunun en güzel ifadesidir: "Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman devleti tesis eden ve bunların hepsini hadiselerde tecrübe eyleyen Türk Milleti bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliği bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerinden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o meclis, yüce Meclisi'nizdir. Atatürk'e göre monarşik sistemlerde, "tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet farzederlerdi. Bir de tacidarların etrafını alan menfaatçiler vardı. Onlar da padişahların zihniyetleri ile zihniyetlenirler ve padişahın bu zihniyetini, bu arzusunu gökten inen bir emir, bir Kur'an emri gibi herkese telkin ederlerdi. Bu gayet koyu ve sürekli telkinler karşısında hakikaten bir gün bütün halk, bu arzu ve iradelerin yapılması lazım gelen ve kayıtsız şartsız gerekli, gökten inmiş iradeler gibi olduğuna inanırlardı. Böyle idare ve egemenlikten vazgeçmeye rıza gösteren bir milletin akibeti elbette felakettir, elbette musibettir". Atatürk'ün sözleriyle "yeni Türk devleti, bir halk devletidir. Müessesat-ı maziye ise, bir şahıs devleti idi, eşhasın devleti idi". Bu şahıs devleti, Türk toplumunun tabii gelişme sürecini tıkamış, onun gelişme potansiyelini engellemiş ve toplumu çöküntünün eşiğine getirmişti. Ülkenin kurtarılması ve toplumun tabii sürecinde ilerleyebilmesi, "eşhas devleti"nin yerini "halkın devleti"ne bırakmasına bağlıydı. Gene aynı yönde olarak Atatürk, 16 Ocak 1923'te İstanbul basın temsilcilerine şunları söylemiştir:
Hadiseler ve tarihi tecrübelerimiz bize, milleti koyun sürüsü halinde keyfin, arzu ve ihtirasların ve hiçbir suretle tatmin edilemeyen menfaatlerin elde edilişine sürüklemekle mahvına yol açar mahiyete dönüşen idare tarzlarının artık memleketimizde tatbik yeri kalmadığını göstermiştir. Millet, egemenliğini değil, egemenliğin bir zerresini dahi başkasına bırakmanın sebep olabileceği felaketin, yok olmanın, hüsranın elemini her an kalp ve vicdanında hissetmektedir".Atatürk'e göre milli egemenlik, sadece padişahlığın değil, eski veya yeni bütün kişisel yönetim biçimlerinin karşıtıdır. "Türkiye devletinde ve türkiye devletini kuran Türkiye halkında tacidar yoktur, diktatör yoktur. Tacidar yoktur ve olmayacaktır. Çünkü olamaz... Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır". Atatürk, milli egemenliği yeni devlet düzenimizin temeli olarak görür. Toplum ve devlet hayatının temel değerleri, ancak milli egemenlik ilkesi altında gerçekleşebilir: "Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin istikrarının ve korunmasının sağlanması, ancak ve ancak tam ve kesin manasıyla milli egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Dolaysıyla hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir". Ve nihayet, milli egemenlik, çağımızın önüne geçilmez, karşı konulmaz bir akımdır: "Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar". Atatürk'ün milli egemenlik ilkesine sadece düşünceleriyle değil, derin kişisel duygularıyla da ne kadar bağlı olduğu, annesinin ölümünden birkaç gün sonra onun mezarı başında yaptığı şu konuşmada gözlemlenmektedir: "Valdem bu toprağın altında, fakat milli egemenlik ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur... Valdemin mezarı önünde ve Allah huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve belirttiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icabederse valdemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun".

(*) Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN

23 NİSAN SİİRLERİ - Egemenlik Ulusundur

EGEMENLİK ULUSUNDUR

Egemenlik ulusun olduğu günden beri,
Hergün daha çok artan bir zevkle yaşıyoruz.
Biz seyredenlerin kamşıyor gözleri,
Asırları yılların içinde aşıyoruz...

Artık maziye gömdük mesafeyi, zamanı;
Her geçen gün andırır bir 23 Nisanı.
Kalplerde inkılâbın bilinçli heyecanı,
Mukaddes hedeflere hızla yaklaşıyoruz.

Yolumuzda ışıktır demokratik meş'ale,
Biz milletçe bağlıyız ulusal ülkülere.
Heybetli bir çığ gibi bütün ulus el ele.
Yeni bir medeniyet için uğraşıyoruz.

Bugün yirmi milyon Türk bir tek kalp, bir tek vücut;
Hepsinde aynı hamle, aynı güvenli umut.
Yuvalar şenlik dolu, gönüller ferah, mesut...
En kutlu bir hayatın zevkini taşıyoruz.

Halil Refet TANIŞIK

23 NİSAN SİİRLERİ - Ataturk Cocuk Olmus

ATATÜRK ÇOCUK OLMUŞ

Çocuk Bayramı'nda
Gelmiş katılmış aramıza,
Atatürk çocuk olmuş bakın:
Sallanıyor salıncakta!

Gülüyor gözlerinin içi,
Gülüyor,
Gökler, denizler kadar mavi.
Diyor ki: "Çocuklar, ben verdim size
Bayramların en güzelini".

"Dilerim, yurdumun çocukları,
Tüm çocukları dünyanın
Gülüp oynasınlar bugünkü gibi;
Acıda, sevinçte kardeş olsunlar...
Çınlasın yeryüzünde barış türküleri".

Aziz SİVASLIOĞLU

23 NİSAN SİİRLERİ - Cocuklarin Dilegi

ÇOCUKLARIN DİLEĞİ

Çocuklar şarkı söylerken
Kanatlanır gökyüzüne
Melek olur.

Çocuklar şarkı söylerken
Sarı saçlı, mavi gözlü
Bebek olur.

Çocuklar şarkı söylerken
Bulut olur,Gökkuşağı olur
Deniz olur.

Çocuklar şarkı söylerken
23 Nisanlarda
Pırıl pırıl saydam kanatlı
Kelebek olur.

Çocuklar şarkı söylerken
23 Nisanlarda
Dillerinde, gözlerinde
Yüreklerinde yalnızca
Bir dilek olur.

Teşekkürler Atatürk
Teşekkürler Atatürk

M. Macit TAŞ

23 NİSAN SİİRLERİ - 23 Nisan Gunu

23 NİSAN GÜNÜ

Bayram yapar çocuklar,
23 Nisan günü
Büyük bir sevinç kaplar,
Bütün yurdun üstünü

Bin dokuz yüz yirmide
Duyuldu halkın sesi
Açıldı bu tarihte
Büyük Millet Meclisi

Bugün edildi ilân
Yeni bir Türk devleti
Bundan, 23 Nisan
Sevindirir milleti

İ. Hakkı SUNAT

23 NİSAN SİİRLERİ - Bizim Bayramimiz

BİZİM BAYRAMIMIZ

Bu gelen bizim bayram
Yükseldi bak ünümüz.
23 Nisan bizim
En şerefli günümüz!

Al bayrağı açalım,
Gel gidelim törene.
Bin teşekkür, bizlere
Bugünleri verene...

Bizim için harcanan
Boşa gitmez bu emek,
Çünkü her Türk çocuğu
23 Nisan demek...

İsmail Hakkı SUNAT

23 NİSAN SİİRLERİ - Cocuk Bayrami

ÇOCUK BAYRAMI

Arkadaşlar, sevinelim,
Hep gülelim, eğlenelim;

Sıkılmasın hiç canımız;
Çünkü bugün bayramımız...

Oyun, alay, dernek düğün,
Hepsi bizim işte bugün...

Çocuklara hor bakmayın;
İncitmeyin, esirgeyin...

Ana yurdun oğlu, kızı,
Umut veren şen yıldızı.

Yarınları parlatacak;
Şenlenecek her bir ocak...

Korunacak cumhuriyet,
Yükselecek bu memleket...

Ekrem ŞENOZAN

23 NİSAN SİİRLERİ

23 NİSAN

Dün sabah anneciğim
Öperek, dedi: Uyan
Bugün senin bayramın,
Kalk, bak süslendi her yan.

Baktım her taraf süslü,
Sokaklar dolu insan.
Dedim: Anne bu neden
Dedi: 23 Nisan.

Temel bayrammış, inan
Kutlu olsun kardeşim
Geldi 23 Nisan.

R. Gökalp ARKIN

23 NİSAN SİİRLERİ

23 NİSAN

Sanki her tarafta var bir düğün.
Çünkü, en şerefli en mutlu gün.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.

İşte, bugün bir meclis kuruldu,
Sonra hemen padişah kovuldu.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.

Bugün, Atatürk'ten bir armağan,
Yoksa, tutsak olurduk sen inan.
Bugün yirmi üç Nisan,
Hep neşeyle doluyor insan.

Saip EGÜZ

Çocuk Hakları Açısından 23 Nisan: Bir Basın Analizi (2001-2002)



Hemen her çalışmanın kendine özgü bir geçmişi, tarihçesi vardır. Bu çalışmada ele alınan konu, Çocuk Bayramı (resmi adıyla Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı) günü olarak kutlanan 23 Nisanlarda çocukların gerçekten çocuklara uygun, çocuklara yakışan bir bayram yaşayıp yaşamadıkları sorusundan yola çıkılarak belirlenmiştir.


Çocuk Bayramının bu çalışmada bir bayramdan çok bir “mesele” olarak ele alınması, bu alanda çalışan birçok araştırmacıyı şaşırtmayacaktır. Ancak bu meselenin kristalleşmesine yol açan ve bu araştırma açısından bir başlangıç olan gözlem, her yıl Ankara’da düzenlenen, geleneksel olarak en üst düzeydeki devlet yetkililerinin katılımı ile gerçekleşen ve TRT tarafından Türkiye’nin hemen her yerine, hatta uluslararası yayınlar ile başka ülkelere de taşınan 23 Nisan törenlerinin 1999 yılında düzenlenenine dayanır. Özetle gözlemlenen şudur: tören alanındaki çocukların aylar süren provalar sonrasında gerçekleştirmekte oldukları hareketlerden saptığını gören bir görevli (üzerindeki giysiden, ses tonundan ve davranışlarından anlaşıldığı üzere önemli bir görevli), bulunduğu kapalı tribünden elindeki mikrofonla bağırarak çocuklara “uyarı” anonsları yapar.


Bu çalışmanın ilk yazarı tarafından gözlemlenen bu bağırılarak yapılan anonslar belki de hiç sıradışı değildi ve o an Türkiye’de başka yerlerde yapılan 23 Nisan törenlerinde de benzer şekillerde yapılmaktaydı. Bu anonsu diğerlerinden ayıran ve daha çarpıcı kılan ise, anonsun Türkiye’de hukuku ve hukukun koruyucusu devleti temsil eden en üst düzey yetkililerin “huzurunda”, yani gözlerinin önünde gerçekleşmesi ve bu aslında inanılması güç durumun televizyondan bütün Türkiye’ye naklen yayımlanmasıydı.


Daha da bastırarak vurgulamak gerekirse, resmi bir Çocuk Bayramı töreninde resmi bir görevli, resmen çocukların haklarını, heyecanlarını, isteklerini, sözde çocuğun olan bayramı unutarak alanda düzenli ve uyumlu hareketlerden oluşan, ama çocuğun öznesi değil nesnesi olduğu töreni korumaya çalışıyordu. Resmi olarak korunmaya ve hatta öne çıkarılmaya çalışılan Çocuk Bayramı ya da çocukların hakları değil, resmi bir törendi.


Bu birkaç dakikalık çarpıcı “bağırarak anons”, Cumhurbaşkanı dahil hukuku ve hukukun koruyucusu devleti temsil eden en üst düzey yetkililerin gözlerinin önünde gerçekleşmesine karşın, yetkililer bu anonslara müdahale etmedikleri için gerek alandaki çocuklara, gerek tribünlerden ve ekranlardan töreni izleyen çok sayıdaki kişiye verdikleri mesaj çocuklara kötü muamelenin resmen yapılabileceğiydi.


Bu gözlemin ardından ertesi gün basının Çocuk Bayramında yaşanan bu inanılması zor tabloyu nasıl yansıtacağını ve bu duruma duyarlı olacağını düşünülebilecek kişilerin ve örgütlerin görüşlerini aktarıp aktarmayacağını merak ederek gazeteleri inceleyenler olduysa, onlar da çalışmanın birinci yazarı gibi bu konuda basında hiçbir şey göremediler. Çocuk Bayramı bir kez daha yaşanmış, gerçekleşen törenlere gazeteler küçük ama mutlu haberlerle yer vermiş ve bu birkaç dakikalık çarpıcı “bağırarak anons” gibi nahoş yanları olan olaylar gazetelerde yer almamıştı. Demek ki, demokrasilerde “dördüncü kuvvet” olarak görülen basın da Çocuk Bayramında gerçekleşen küçüklü büyüklü hak ihlallerini pek önemsemiyordu. Bu ihlallerin hukukun koruyucusu devleti temsil eden en üst düzey yetkililerin gözlerinin önünde gerçekleşmesi, yetkililerin bu ihlallere müdahale etmeyince kamuoyuna verdikleri mesajın olumsuz içeriği basın tarafından pek önemsenmiyordu.


Ertesi yıl da gazetelerin farklı 23 Nisan yayınları yaptıkları söylenemez. Çocuk hakları alanında çalışan kişilerin ve özellikle çocuk gelişimi üzerine uzmanlaşan akademisyenlerin de 23 Nisanda olanlar üzerinde durdukları söylenemez. Oysa çocuğun yaşadıklarının ciddiye alınması, en azından Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bir gereğidir. 1999 ve 2000 yıllarındaki 23 Nisan gözlemlerinin temel sonucu, basının çocukların yaşadıklarına da çocukların seslerine de gayet kapalı olduğuydu.


Bu araştırmaya çıkan ikinci patika, ilk yazarın 2000 Eylül ayında Salzburg’da katıldığı bir toplantıda Trish Lindberg tarafından ABD’de başarı ile gerçekleştirilmiş olan “Başkan’a Posta Gönder” Kampanyasından esinlenerek 2000 Aralık ayında, gerek çocuk hakları çerçevesine gerekse Türkiye’de çocukların ve gençlerin acil gereksinimlerine uygun olarak başlattığı “Benim de Sesim Var – Sesimi Duyun: Başbakan’a Yazıyorum” Kampanyasıdır.


Bu kampanyaya 2001 Nisan ayına dek yaklaşık 1500 çocuk, 2001 Mayıs ayına dek yaklaşık 1500 genç katılmıştır. Katılan çocuk ve gençler, Başbakan’a iletmek istedikleri mesajları bir web sitesinden (www.sesimiduyun.org), kampanya için hazırlanmış formlar aracılığı ile, e-posta mesajları ile veya kimisi elle hazırlanmış zarflar içinden çıkan mektuplar aracılığı ile ilettiler. Çocukların gönderdiği mesajlar 23 Nisan günü “Çocukların Sesleri” başlığıyla Başbakan’a ve kamuoyuna, gençlerin gönderdiği mesajlar ise 19 Mayıs günü “Gençlerin Sesleri” başlığıyla Başbakan’a ve kamuoyuna sunuldu.


23 Nisan 2001 günü çocukların gönderdiği mesajlar kimi gazetelerde farklı başlıklarla, daha çok çarpıcı olanları öne çıkarılarak yayımlandı. Kampanya sayesinde basına aktarılan mesajlar dışında çocukların sesleri basında hemen hiç yer almamaktaydı. Bu gözlem, 1999 ve 2000 yıllarındaki 23 Nisan gözlemlerinin temel sonucu olan basının çocukların yaşadıklarına da çocukların seslerine de gayet kapalı olduğu saptaması ile tutarlıydı.


Genel Çerçeve ve Ana Sorular


Bu çalışmada 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın basın tarafından kamuoyuna ve çocuklara sunuluşu, çocukların yararı ve hakları açısından incelenmiştir. Çalışmada 2001 ve 2002 yılında 23 Nisan günü yayımlanan gazeteler ve ekleri içerik analizine tabi tutulmuştur. Bu içerik analizinde aşağıdaki soruların üzerine eğilinmiştir:


· 23 Nisan Çocuk Bayramı, gazetelerde nasıl yer alıyor?
· 23 Nisan Çocuk Bayramı gazetelerde kamuoyuna ve çocuklara nasıl sunuluyor?
· 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın ne kadarı çocuklarındır?
· Dünyadaki tek çocuk bayramı olarak sunulan 23 Nisan Çocuk Bayramı basında çocukların yararı ve hakları göz önünde tutularak ele alınıyor mu?


Çalışmada Sorulan Sorular


23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocukların sesleri ne kadar duyuruluyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuklar bir özne mi yoksa bir nesne mi olarak sunuluyor?
23 Nisanda çocuk hakları ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden söz ediliyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerinde çocukların yaşadığı sıkıntılar yansıtılıyor mu?
23 Nisanda milliyetçi söylem ne kadar baskın?
23 Nisan haberlerinde çocukların Türkiye’deki ve dünyadaki sorunları nasıl ele alınıyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı çocukları tüketime itmek için bir araç olarak kullanılıyor mu?


Yöntem


Bu çalışmada görece çok satan gazetelerin 2001 ve 2002 23 Nisanlarındaki yayınları örneklem olarak alınmıştır: 23 Nisan 2001 gazeteleri, varsa 23 Nisan ekleri ve 24 Nisan gazeteleri. 23 Nisan 2002 gazeteleri, varsa bu gazetelerin 23 Nisan ekleri. Gazetelerdeki irili ufaklı 23 Nisan haberleri, yorumlar ve köşe yazıları yukarıdaki yedi soru açısından içerik analizine tabii tutularak incelenmiştir.


İncelenen gazeteler, alfabetik sırayla, şunlardır: Akit (ertesi yıl Vakit), Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Evrensel, Gözcü, Hürriyet, Milliyet, Ortadoğu, Posta, Radikal, Sabah, Star, Takvim, Türkiye, Yeni Şafak, Zaman.


Bulgular


İncelenen gazetelerin aralarında önemli farklar olmasına karşın, ortak eksiklikler olduğu saptanmıştır. Bu nedenle aşağıdaki saptamalar, genelgeçer saptamalar olarak alınabilir.
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocukların sesleri ne kadar duyuruluyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocukların sesleri gazeteler tarafından duyurulmamaktadır. Çocukların düşüncelerine ve görüşlerine yer verildiğinde, bu görüşlere ayrılan yer, devlet görevlilerinin, politikacıların ve diğer kişilerin görüşlerine ayrılan yere oranla çok küçüktür.


Ender iyi bir örnek


23 Nisan 2001 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde sadece çocuklardan gelen metinlerle dolu bir “23 Nisan Çocuk Gazetesi” sayfası bulunuyor (s.9). Sayfanın üst kısmında çocukların seslerini Başbakana ve kamuya duyurması için düzenlenmiş “Benim de Sesim Var, Sesimi Duyun – Başbakana Yazıyorum” adlı kampanyadan örneklere yer verilmiştir.


23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuklar bir özne mi yoksa bir nesne mi olarak sunuluyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuklar birer özne değil nesne olarak sunulmaktadır. Çocukların yaptıkları, yapmak istedikleri ve yapabilecekleri değil, çocuklar için yapılması gerekenler, çocuklara yapılanlar ve çocuklara törenlerde verilen geçici payeler üzerinde durulmaktadır. Birçok açıklamada çocuğun bir politik araç olarak kullanıldığı, yani çocukların daha önemli bir politik hedefi eleştirebilmek için kullanıldığı görülmektedir.


23 Nisanda çocuk hakları ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden söz ediliyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuk hakları, özellikle çocuğun katılım hakkı ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin en önemli öğesi olan çocuğun yararı üzerinde durulmamaktadır.
Gazeteler 23 Nisan’ın törensel ve politik yönüne daha geniş yer ayırmakta, çocukların bir politik araç olarak kullanıldığı görüş ve yazılara yer vermektedir.
Gazetelerde çocukların neleri hak ettiği, hangi açılardan zor durumda bırakıldıkları veya engellendikleri ve çocuğun yararının nasıl öne çıkarılabileceği ele alınmamaktadır.
23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerinde çocukların yaşadığı sıkıntılar yansıtılıyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerinde çocukların yaşadığı sıkıntılar gazetelere pek yansımamaktadır.


Çocukların törenlerde örneğin yağmur altında “yine ıslandığı” söylense bile bunun ötesinde bir yorum veya görüş belirtilmemektedir.


Törenlerde çocukların tuvalete gidememesi gibi sorunlar ender olarak ele alınmakta, ele alındığında bile bu konuda özel bir duyarlılık veya karşı çıkış olmadığı görülmektedir. Uzun süren tören hazırlıkları sırasında yaşanan sıkıntıları ise hiç ele alınmamaktadır.


Bir örnek: “İzmir, Manisa, Bolu, Bursa, Ardahan ve Şanlıurfa’da da kutlamaların gösteri bölümü kötü hava nedeniyle yapılamadı. Gösteriler için günlerce prova yapan minikler bu durumdan hiç memnun olmadı.” (Bu yağmur da nereden çıktı”, alt başlık, Radikal, 24 Nisan 2001, s. 3)
23 Nisanda milliyetçi söylem ne kadar baskın?


23 Nisan Çocuk Bayramı’nda milliyetçi söylem birçok diğer ulusal bayramda olduğu üzere genel olarak yaygın, kimi gazetelerde ise özellikle baskındır.


Gazetelerde “biriciklik” ifadeleri kullanılmakta; “Türk”, “Türki” gibi sadece Türk ulusuna aitliği belirten kelimeler koyultularak yazılmakta; kimi gazetelerde Türkiye’nin dört bir yanının düşmanlarla çevrili olduğunu anlatan cümleler bulunmaktadır.


Bu yaklaşım, 23 Nisanın dünya çocuklarına da armağan edildiği söylemi ile çelişmektedir ve bu bayramın içeriğini kısırlaştırmaktadır.


Bir örnek: “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulduğu 23 Nisan 1920 tarihinin her yıldönümü, Türk ve dünya çocuklarının sevincine sahne oluyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilen kutlu gün, yurtta ve dünyada coşkulu törenlerle kutlanıyor. (...) Bayram, Türki cumhuriyetlerde de renkli törenlerle kutlandı” (“Bugün 23 Nisan!” başlıklı haber. Vurgular haberin kendisindendir; Takvim, 23 Nisan 2001, s. 6.)
23 Nisan haberlerinde çocukların Türkiye’deki ve dünyadaki sorunları nasıl ele alınıyor?
23 Nisan haberlerinde çocukların sorunlarının ele alınışı çocukların “zavallılaştırılarak” sunulmasına varmaktadır.


“Şanslı çocuk – şanssız çocuk” gibi ayrımlar yapılmakta, “çocuk olmak çok zor” gibi başlıklar ile çocukların sorunları ve çocuk hakları ihlalleri bir umutsuzluk havası yaratmak istenircesine ele alınmaktadır.


Bir örnek: “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle kimi şanslı çocukların bayram yerine çevirecekleri sokaklara değil de, aileleri tarafından çalıştırılan çocukların hayat mücadelesini erken bir yaşta öğrendikleri arka sokaklara çevirelim istedik yüzümüzü bugün.” (Akşam Gazetesi 23 Nisan 2001 haftası yayımlanan Canteen ekinden sokakta çalışan çocuklarla ilgili bir yazıdan)


Sorunlar ve ihlaller hakkında neler yapılabileceği, çocukların kendi sorunlarına ilişkin neler yapabileceği ve yaptığı ele alınmamakta; bu konuda uzmanların görüşlerine yer verilmemektedir.


23 Nisan Çocuk Bayramı çocukları tüketime itmek için bir araç olarak kullanılıyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı özellikle çok satan gazeteler tarafından çocukları tüketime itmek için bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır.


“23 Nisan Çocuk Eki” olarak gazeteler ile verilen ücretsiz eklerde, 23 Nisan bir alışveriş bayramı olarak sunulmakta ve çocuklar tüketime özendirilmektedir. Bu açıdan en çarpıcı örnekler Milliyet 23 Nisan 2001 özel eki ve Sabah 23 Nisan 2002 özel ekidir.


Sonuç


Gazetelerin 23 Nisan Çocuk Bayramı’na ilişkin yayınlarında çocuklar, çocuk hakları açısından veya çocuğun yararı göz önünde tutularak bakıldığında kabul edilebilir bir şekilde ele alınmamaktadır. Çocuklar kendilerine adanmış bir bayramda hakları, istekleri ve kendi sözleri ile basında yer alamamaktadırlar. 23 Nisan Çocuk Bayramı hak ihlallerinin yaşandığı, çocuğun eziyet gördüğü bir bayram bile olsa basın haberdar etme ve bilgilendirme görevini yapmaktan kaçınmaktadır.


23 Nisan Çocuk Bayramı’nın çocuk gündeminden uzakta yaşanmasına ilişkin yazılar ise basında hemen hiç yer almamaktır. Örneğin bu alıntı çok ender duyulan seslerden biridir: “Neden çocuklar Çocuk Bayramı’nda okul ödevi yapma duygusundan kurtulamıyor? Gelin bu bayramı gerçekten çocuklara bırakalım. Gelin bu bayramı çocuklar çocukça kutlasınlar... (Haşmet Babaoğlu, köşe yazısı, Sabah 23 Nisan 2001, s.2)


Çocukların Çocuk Bayramı’nda bile ciddiye alınmaması, yaşadıklarının ve hak ihlallerinin ciddiye alınmaması, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ve bu sözleşmenin getirdiği yükümlülüklerin hemen hiç vurgulanmaması bu çalışmanın çıkış noktası olan basının çocukların yaşadıklarına da, çocukların seslerine de gayet kapalı olduğu saptaması ışığında ele alındığında basına müdahale edilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.


“Müdahaleci, eylemci bilim insanı” modeli, bu müdahalenin bilim ile uğraşan ve çocuk hakları alanında çalışan bilimciler tarafından yapılabileceğine ve yapılması gerektiğine işaret eder. Gerek hak ihlallerinin önlenmesi, gerek çocukların daha iyi koşullarda yaşayabilmesi ve gerekse çocukların kendi haklarına sahip çıkma uğraşına katılabilmeleri için bu müdahaleler çok gereklidir.


Bu bağlamda, bu çalışmanın bulguları 2003 yılında 23 Nisandan yaklaşık bir bir hafta kadar önce medyaya, psikologlara, değişik disiplinlerden bilimcilere ve meslek örgütlerine, Çocuk Hakları Koalisyonu’na üye örgütlere kısa bir rapor olarak gönderilmiştir.
Çocuklardan yana olarak basına yapılacak müdahalelerin basında, kamuoyunda, sivil toplum örgütlerince, devlet yetkililerince ve akademisyenlerce hemen olumlu karşılanacağını, destekleneceğini beklemek gerçekçi olmayacaktır.


Bu çalışmanın ve daha sonra yapılan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda gencin basında nasıl yansıtıldığına ilişkin paralel çalışmanın olumsuz tepkiler aldığını bu bağlamda vurgulamak yararlı olacaktır. Örneğin, Haziran 2003 ayında Malatya’da yapılan Psikolojk Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi’nde yapılan genel bir oturumda, bu çalışmaya dayanılarak sorulan ve yazılı olarak iletilen “23 Nisanlarda çocuklara eziyet edilmesine bilim insanlarının müdahalesine” ilişkin soru, oturum başkanı tarafından okunmamış; oturum başkanı oturum sonrasında bu sorunun yanlış bir soru olduğunu ve sansür edilmesi gerektiğini nazik olmayan bir dille iletmiştir.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda gencin basında nasıl yansıtıldığına ilişkin analiz, basının gençlere tıpkı çocuklar gibi haksız davrandığını saptadığı için kimi sivil toplum örgütlerinden olumsuz tepkiler almış ve temelde bu analizin ulusal bir bayramı kötü gösterdiği iddia edilmiştir. Oysa bu analiz, 19 Mayıs törenlerinin stadyumlardan çıkarılması için çalışan gençler tarafından beğenilmiş ve Ankara’da düzenlenen bir toplantıda gençlerin tarafında olduğu için çoğaltılarak dağıtılmıştır. 19 Mayıs sonrasında süren tartışmada, haklarını savunan gençlere değişik gazetelerdeki kimi köşe yazarlarından çok olumsuz, hatta “vatan haini” suçlaması içeren tepkiler gelmiştir. Bu suçlamalar ile alevlenen tartışma, bir gazetenin 19 Mayıs basın analizini başsayfaya taşımasına bile varmıştır. Sonuçta, bu basın analizinin gençlerin haklarına destek olmak üzere sağladığı bulgular, basını etkileyebilecek düzeyde önemli görünülürlük elde etmiştir.
Sonuç olarak, bu çalışma basında olumsuz bir tablonun varlığını saptamak ile kalmamış, bilim insanı sorumluluğu ve “eylemci bilim insanı” modeline uygun olarak bulgularını basına ve kamuoyuna sunmuştur. Ancak çocukların gerek özel günlerde, gerek diğer günlerde hak ettikleri muameleyi görebilmeleri için çocuklar adına çocuk hakları alanında çalışan kişilerin çalışması gerekmektedir.

23 Nisan'ın Tarihçesi


23 Nisan Çocuk Şenliği; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün; Meclisin açılması üzerine Türk çocuklarına armağan ettiği, 1979’dan bu yana ülkeler arası düzeyde kutlanan bir çocuk bayramıdır. Türkiye’deki ilk kutlanışı ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan 1920 tarihine kadar uzanır. Çocuklar arasındaki kardeşlik, sevgi, dostluk bağlarını geliştirerek barış içinde yaşayacakları bir dünyanın oluşmasına katkıda bulunmak amacıyla düzenlenmektedir.Ülkesini kurtarıp, hemen her alanda devrimler gerçekleştiren, halkının bakış açısını değiştiren Atatürk’ün en büyük hayali çağdaşlaşma; yani sanayisini kurmuş, orta sınıfı sağlam ve şehirlilerin egemen olduğu bir ülkeydi. Ekonomik durumu iyi olan bütün çağdaş ülkelerde, demokrasi de iyi işlediği için buna önem vermiştir. Kurduğu Cumhuriyette, sanayinin zayıf olduğunu gören Atatürk, çağdaşlığı eğitim devrimi ile yakalamaya çalışmış, bu yüzden Türkiye’yi çocuklara ve gençlere emanet etmiştir. Ancak çağdaşlaşmanın hemen elde edilemeyeceğini bildiği için, bu ülküsünü; pozitif bilimlere dayalı okullarda okuyan Türk çocuklarının başaracağını öngörmüştür. İnsanına inanmaktadır ve inandığını yaşayan biridir. 23 Nisan’ın temel felsefesi budur. İşte okuyup kendini yetiştiren çocuklar ve gençler, modern Türkiye’nin oluşumuna önemli katkılarda bulunmuştur. Bugünkü Türkiye, yıllar içinde gelişerek çağdaş ülkeler sınıfına katılmıştır.1979 yılının Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak ilân edilmesi üzerine, TRT Ankara Televizyonu Çocuk Programları Müdürü Tekin Özertem ve Yardımcısı Canan Arısoy tarafından bütün dünya çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlanmıştır. Bu proje, TRT Kurumunun üst yönetimi tarafından benimsenince organizasyon çalışmalarına başlanmış, böylece TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’nin birincisi 23 Nisan 1979’da, Türkiye’de 5 ülkenin katılımıyla kutlanmıştır. Bunlar; SSCB, Irak, İtalya, Romanya ve Bulgaristan idi. TRT Uluslararası 23 Nisan Şenliği, artık her yıl yaklaşık 50 ülkenin katılımıyla kutlanmaktadır. 1979’dan 2000’e kadar başkent Ankara’da düzenlenmiştir. Daha sonraki yıllarda ise İzmir, İstanbul, Ankara ve Antalya gibi Türkiye’nin çeşitli büyük şehirlerinde kutlanmaya devam etmiştir.23 Nisan 2000 Şenliği’ne onur konuğu olarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın eşi Nane Annan katılmıştır. Gala günü mikrofona davet edilen Bayan Annan, Türkiye’de bulunmaktan ve kutlamalara katılmaktan mutluluk duyduğunu belirtmiş, eşi Kofi Annan’ın selâmlarını iletmiştir. Bayan Annan ayrıca çocukların isteklerine, bütün dünyayı “Evet” demeye davet etmiştir. Bu konuşmadan sonra 18 Nisan’da düzenlenen Uluslararası Çocuk Kongresinde çocuklar tarafından onaylanan “40 Ülke Çocuklarının Ortak Deklârasyonu” İngilizce ve Türkçe okunmuş, bu deklârasyon BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a iletilmek üzere Nane Annan’a sunulmuştur. Uluslararası şenliğe 8-14 yaşları arasındaki çocuklar katılmaktadır. Program yaklaşık 16 Nisan’dan 26 Nisan’a kadar olan süreci kapsamakta, çağrılan gruplar ortalama 20 çocuk ve 6 yönetici liderden oluşmaktadır. Konuk çocuklar, şenliğin yapılacağı kente 15 Nisana kadar gelmiş olur. Grupların başlarına, TRT tarafından bir rehber görevlendirilir, rehberler grubun liderleriyle koordinasyonu sağlar. Her grup, Şenliğin gerçekleştirileceği şehirdeki ilköğretim okulları aracılığı ile kendi yaşlarındaki bir Türk çocuğu ve ailesinin sıcak, sevgi dolu ortamında ağırlanır. Dünya çocukları böylece; Türk insanının güzel özelliklerini, ülkelerine döndüklerinde kendi ailelerine, çevrelerine ve toplumlarına yansıtmaktadırlar. Bu da şüphesiz Türk insanını mutlu etmektedir. Şenlik Haftası, Şenlik Yürüyüşü ile açılır. Yürüyüşte konuk gruplar, giydikleri millî kıyafetleriyle şehrin en büyük caddesinde, kendi müziklerini çalıp dans eder. Daha sonraki günlerde, konuk ülkeler büyük parklarda açık hava gösterileri sunarak, Türk halkıyla kaynaşır. Şenlik haftası; bu bayramı Türk çocuklarına armağan eden Ulu Önder Atatürk’ün, başkent Ankara’daki Anıtkabrini bütün dünya çocuklarının ziyareti ile devam eder. Bu ziyaretler; Türkiye Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan ve TRT Genel Müdürü’nün kabulü ile son bulur.22 Nisan günü, galanın provaları için şenliğe katılan bütün çocuklar bir araya gelir. Büyük gün 23 Nisan’da ise TRT 23 Nisan Çocuk Şenliği Galası gerçekleştirilir. Yaklaşık 4 saat süren ve canlı olarak yayınlanan galada, bütün ülkeler, millî kıyafetleriyle hazırladıkları, ortalama 3 dakikalık millî gösterilerini, kendi müzikleri eşliğinde Türk izleyicisine sunar.Her bir çocuğun kendi ülkesinden getirdiği selâmlarla devam eden gala; dostluk ve barış duygularıyla bütünleşen tüm dünya çiçeklerinin hep birlikte evrensel müzik eşliğinde el ele dans ederek eğlenmeleri ile son bulur. 24 ve 25 Nisan’da gerçekleştirilen piknik ve gezilerde, Türk ve diğer dünya çocuklarının kaynaşması, kardeşliği zirveye ulaşır. Bu etkinlikler, Türkiye ve konuksever Türklerin tanıtımına katkıda bulunur. Tarih 26 Nisanı gösterdiğinde artık hüzünlü saatler gelmiştir. Konuk gruplar gözyaşları içinde, burada kaynaştıkları Türk kardeşlerinden, ailelerinden ayrılarak, ancak barış ve dostluğu yanlarına alarak kendi ülkelerine geri dönmeye başlar. Bir duygu seli içinde yaşanan şenlik haftası, böylece sona erer. DAHA NİCE ŞENLİKLERE…