15 Şubat 2008 Cuma

Çocuk Hakları Açısından 23 Nisan: Bir Basın Analizi (2001-2002)



Hemen her çalışmanın kendine özgü bir geçmişi, tarihçesi vardır. Bu çalışmada ele alınan konu, Çocuk Bayramı (resmi adıyla Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı) günü olarak kutlanan 23 Nisanlarda çocukların gerçekten çocuklara uygun, çocuklara yakışan bir bayram yaşayıp yaşamadıkları sorusundan yola çıkılarak belirlenmiştir.


Çocuk Bayramının bu çalışmada bir bayramdan çok bir “mesele” olarak ele alınması, bu alanda çalışan birçok araştırmacıyı şaşırtmayacaktır. Ancak bu meselenin kristalleşmesine yol açan ve bu araştırma açısından bir başlangıç olan gözlem, her yıl Ankara’da düzenlenen, geleneksel olarak en üst düzeydeki devlet yetkililerinin katılımı ile gerçekleşen ve TRT tarafından Türkiye’nin hemen her yerine, hatta uluslararası yayınlar ile başka ülkelere de taşınan 23 Nisan törenlerinin 1999 yılında düzenlenenine dayanır. Özetle gözlemlenen şudur: tören alanındaki çocukların aylar süren provalar sonrasında gerçekleştirmekte oldukları hareketlerden saptığını gören bir görevli (üzerindeki giysiden, ses tonundan ve davranışlarından anlaşıldığı üzere önemli bir görevli), bulunduğu kapalı tribünden elindeki mikrofonla bağırarak çocuklara “uyarı” anonsları yapar.


Bu çalışmanın ilk yazarı tarafından gözlemlenen bu bağırılarak yapılan anonslar belki de hiç sıradışı değildi ve o an Türkiye’de başka yerlerde yapılan 23 Nisan törenlerinde de benzer şekillerde yapılmaktaydı. Bu anonsu diğerlerinden ayıran ve daha çarpıcı kılan ise, anonsun Türkiye’de hukuku ve hukukun koruyucusu devleti temsil eden en üst düzey yetkililerin “huzurunda”, yani gözlerinin önünde gerçekleşmesi ve bu aslında inanılması güç durumun televizyondan bütün Türkiye’ye naklen yayımlanmasıydı.


Daha da bastırarak vurgulamak gerekirse, resmi bir Çocuk Bayramı töreninde resmi bir görevli, resmen çocukların haklarını, heyecanlarını, isteklerini, sözde çocuğun olan bayramı unutarak alanda düzenli ve uyumlu hareketlerden oluşan, ama çocuğun öznesi değil nesnesi olduğu töreni korumaya çalışıyordu. Resmi olarak korunmaya ve hatta öne çıkarılmaya çalışılan Çocuk Bayramı ya da çocukların hakları değil, resmi bir törendi.


Bu birkaç dakikalık çarpıcı “bağırarak anons”, Cumhurbaşkanı dahil hukuku ve hukukun koruyucusu devleti temsil eden en üst düzey yetkililerin gözlerinin önünde gerçekleşmesine karşın, yetkililer bu anonslara müdahale etmedikleri için gerek alandaki çocuklara, gerek tribünlerden ve ekranlardan töreni izleyen çok sayıdaki kişiye verdikleri mesaj çocuklara kötü muamelenin resmen yapılabileceğiydi.


Bu gözlemin ardından ertesi gün basının Çocuk Bayramında yaşanan bu inanılması zor tabloyu nasıl yansıtacağını ve bu duruma duyarlı olacağını düşünülebilecek kişilerin ve örgütlerin görüşlerini aktarıp aktarmayacağını merak ederek gazeteleri inceleyenler olduysa, onlar da çalışmanın birinci yazarı gibi bu konuda basında hiçbir şey göremediler. Çocuk Bayramı bir kez daha yaşanmış, gerçekleşen törenlere gazeteler küçük ama mutlu haberlerle yer vermiş ve bu birkaç dakikalık çarpıcı “bağırarak anons” gibi nahoş yanları olan olaylar gazetelerde yer almamıştı. Demek ki, demokrasilerde “dördüncü kuvvet” olarak görülen basın da Çocuk Bayramında gerçekleşen küçüklü büyüklü hak ihlallerini pek önemsemiyordu. Bu ihlallerin hukukun koruyucusu devleti temsil eden en üst düzey yetkililerin gözlerinin önünde gerçekleşmesi, yetkililerin bu ihlallere müdahale etmeyince kamuoyuna verdikleri mesajın olumsuz içeriği basın tarafından pek önemsenmiyordu.


Ertesi yıl da gazetelerin farklı 23 Nisan yayınları yaptıkları söylenemez. Çocuk hakları alanında çalışan kişilerin ve özellikle çocuk gelişimi üzerine uzmanlaşan akademisyenlerin de 23 Nisanda olanlar üzerinde durdukları söylenemez. Oysa çocuğun yaşadıklarının ciddiye alınması, en azından Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bir gereğidir. 1999 ve 2000 yıllarındaki 23 Nisan gözlemlerinin temel sonucu, basının çocukların yaşadıklarına da çocukların seslerine de gayet kapalı olduğuydu.


Bu araştırmaya çıkan ikinci patika, ilk yazarın 2000 Eylül ayında Salzburg’da katıldığı bir toplantıda Trish Lindberg tarafından ABD’de başarı ile gerçekleştirilmiş olan “Başkan’a Posta Gönder” Kampanyasından esinlenerek 2000 Aralık ayında, gerek çocuk hakları çerçevesine gerekse Türkiye’de çocukların ve gençlerin acil gereksinimlerine uygun olarak başlattığı “Benim de Sesim Var – Sesimi Duyun: Başbakan’a Yazıyorum” Kampanyasıdır.


Bu kampanyaya 2001 Nisan ayına dek yaklaşık 1500 çocuk, 2001 Mayıs ayına dek yaklaşık 1500 genç katılmıştır. Katılan çocuk ve gençler, Başbakan’a iletmek istedikleri mesajları bir web sitesinden (www.sesimiduyun.org), kampanya için hazırlanmış formlar aracılığı ile, e-posta mesajları ile veya kimisi elle hazırlanmış zarflar içinden çıkan mektuplar aracılığı ile ilettiler. Çocukların gönderdiği mesajlar 23 Nisan günü “Çocukların Sesleri” başlığıyla Başbakan’a ve kamuoyuna, gençlerin gönderdiği mesajlar ise 19 Mayıs günü “Gençlerin Sesleri” başlığıyla Başbakan’a ve kamuoyuna sunuldu.


23 Nisan 2001 günü çocukların gönderdiği mesajlar kimi gazetelerde farklı başlıklarla, daha çok çarpıcı olanları öne çıkarılarak yayımlandı. Kampanya sayesinde basına aktarılan mesajlar dışında çocukların sesleri basında hemen hiç yer almamaktaydı. Bu gözlem, 1999 ve 2000 yıllarındaki 23 Nisan gözlemlerinin temel sonucu olan basının çocukların yaşadıklarına da çocukların seslerine de gayet kapalı olduğu saptaması ile tutarlıydı.


Genel Çerçeve ve Ana Sorular


Bu çalışmada 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın basın tarafından kamuoyuna ve çocuklara sunuluşu, çocukların yararı ve hakları açısından incelenmiştir. Çalışmada 2001 ve 2002 yılında 23 Nisan günü yayımlanan gazeteler ve ekleri içerik analizine tabi tutulmuştur. Bu içerik analizinde aşağıdaki soruların üzerine eğilinmiştir:


· 23 Nisan Çocuk Bayramı, gazetelerde nasıl yer alıyor?
· 23 Nisan Çocuk Bayramı gazetelerde kamuoyuna ve çocuklara nasıl sunuluyor?
· 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın ne kadarı çocuklarındır?
· Dünyadaki tek çocuk bayramı olarak sunulan 23 Nisan Çocuk Bayramı basında çocukların yararı ve hakları göz önünde tutularak ele alınıyor mu?


Çalışmada Sorulan Sorular


23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocukların sesleri ne kadar duyuruluyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuklar bir özne mi yoksa bir nesne mi olarak sunuluyor?
23 Nisanda çocuk hakları ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden söz ediliyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerinde çocukların yaşadığı sıkıntılar yansıtılıyor mu?
23 Nisanda milliyetçi söylem ne kadar baskın?
23 Nisan haberlerinde çocukların Türkiye’deki ve dünyadaki sorunları nasıl ele alınıyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı çocukları tüketime itmek için bir araç olarak kullanılıyor mu?


Yöntem


Bu çalışmada görece çok satan gazetelerin 2001 ve 2002 23 Nisanlarındaki yayınları örneklem olarak alınmıştır: 23 Nisan 2001 gazeteleri, varsa 23 Nisan ekleri ve 24 Nisan gazeteleri. 23 Nisan 2002 gazeteleri, varsa bu gazetelerin 23 Nisan ekleri. Gazetelerdeki irili ufaklı 23 Nisan haberleri, yorumlar ve köşe yazıları yukarıdaki yedi soru açısından içerik analizine tabii tutularak incelenmiştir.


İncelenen gazeteler, alfabetik sırayla, şunlardır: Akit (ertesi yıl Vakit), Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Evrensel, Gözcü, Hürriyet, Milliyet, Ortadoğu, Posta, Radikal, Sabah, Star, Takvim, Türkiye, Yeni Şafak, Zaman.


Bulgular


İncelenen gazetelerin aralarında önemli farklar olmasına karşın, ortak eksiklikler olduğu saptanmıştır. Bu nedenle aşağıdaki saptamalar, genelgeçer saptamalar olarak alınabilir.
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocukların sesleri ne kadar duyuruluyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocukların sesleri gazeteler tarafından duyurulmamaktadır. Çocukların düşüncelerine ve görüşlerine yer verildiğinde, bu görüşlere ayrılan yer, devlet görevlilerinin, politikacıların ve diğer kişilerin görüşlerine ayrılan yere oranla çok küçüktür.


Ender iyi bir örnek


23 Nisan 2001 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde sadece çocuklardan gelen metinlerle dolu bir “23 Nisan Çocuk Gazetesi” sayfası bulunuyor (s.9). Sayfanın üst kısmında çocukların seslerini Başbakana ve kamuya duyurması için düzenlenmiş “Benim de Sesim Var, Sesimi Duyun – Başbakana Yazıyorum” adlı kampanyadan örneklere yer verilmiştir.


23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuklar bir özne mi yoksa bir nesne mi olarak sunuluyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuklar birer özne değil nesne olarak sunulmaktadır. Çocukların yaptıkları, yapmak istedikleri ve yapabilecekleri değil, çocuklar için yapılması gerekenler, çocuklara yapılanlar ve çocuklara törenlerde verilen geçici payeler üzerinde durulmaktadır. Birçok açıklamada çocuğun bir politik araç olarak kullanıldığı, yani çocukların daha önemli bir politik hedefi eleştirebilmek için kullanıldığı görülmektedir.


23 Nisanda çocuk hakları ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden söz ediliyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuk hakları, özellikle çocuğun katılım hakkı ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin en önemli öğesi olan çocuğun yararı üzerinde durulmamaktadır.
Gazeteler 23 Nisan’ın törensel ve politik yönüne daha geniş yer ayırmakta, çocukların bir politik araç olarak kullanıldığı görüş ve yazılara yer vermektedir.
Gazetelerde çocukların neleri hak ettiği, hangi açılardan zor durumda bırakıldıkları veya engellendikleri ve çocuğun yararının nasıl öne çıkarılabileceği ele alınmamaktadır.
23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerinde çocukların yaşadığı sıkıntılar yansıtılıyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerinde çocukların yaşadığı sıkıntılar gazetelere pek yansımamaktadır.


Çocukların törenlerde örneğin yağmur altında “yine ıslandığı” söylense bile bunun ötesinde bir yorum veya görüş belirtilmemektedir.


Törenlerde çocukların tuvalete gidememesi gibi sorunlar ender olarak ele alınmakta, ele alındığında bile bu konuda özel bir duyarlılık veya karşı çıkış olmadığı görülmektedir. Uzun süren tören hazırlıkları sırasında yaşanan sıkıntıları ise hiç ele alınmamaktadır.


Bir örnek: “İzmir, Manisa, Bolu, Bursa, Ardahan ve Şanlıurfa’da da kutlamaların gösteri bölümü kötü hava nedeniyle yapılamadı. Gösteriler için günlerce prova yapan minikler bu durumdan hiç memnun olmadı.” (Bu yağmur da nereden çıktı”, alt başlık, Radikal, 24 Nisan 2001, s. 3)
23 Nisanda milliyetçi söylem ne kadar baskın?


23 Nisan Çocuk Bayramı’nda milliyetçi söylem birçok diğer ulusal bayramda olduğu üzere genel olarak yaygın, kimi gazetelerde ise özellikle baskındır.


Gazetelerde “biriciklik” ifadeleri kullanılmakta; “Türk”, “Türki” gibi sadece Türk ulusuna aitliği belirten kelimeler koyultularak yazılmakta; kimi gazetelerde Türkiye’nin dört bir yanının düşmanlarla çevrili olduğunu anlatan cümleler bulunmaktadır.


Bu yaklaşım, 23 Nisanın dünya çocuklarına da armağan edildiği söylemi ile çelişmektedir ve bu bayramın içeriğini kısırlaştırmaktadır.


Bir örnek: “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulduğu 23 Nisan 1920 tarihinin her yıldönümü, Türk ve dünya çocuklarının sevincine sahne oluyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilen kutlu gün, yurtta ve dünyada coşkulu törenlerle kutlanıyor. (...) Bayram, Türki cumhuriyetlerde de renkli törenlerle kutlandı” (“Bugün 23 Nisan!” başlıklı haber. Vurgular haberin kendisindendir; Takvim, 23 Nisan 2001, s. 6.)
23 Nisan haberlerinde çocukların Türkiye’deki ve dünyadaki sorunları nasıl ele alınıyor?
23 Nisan haberlerinde çocukların sorunlarının ele alınışı çocukların “zavallılaştırılarak” sunulmasına varmaktadır.


“Şanslı çocuk – şanssız çocuk” gibi ayrımlar yapılmakta, “çocuk olmak çok zor” gibi başlıklar ile çocukların sorunları ve çocuk hakları ihlalleri bir umutsuzluk havası yaratmak istenircesine ele alınmaktadır.


Bir örnek: “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle kimi şanslı çocukların bayram yerine çevirecekleri sokaklara değil de, aileleri tarafından çalıştırılan çocukların hayat mücadelesini erken bir yaşta öğrendikleri arka sokaklara çevirelim istedik yüzümüzü bugün.” (Akşam Gazetesi 23 Nisan 2001 haftası yayımlanan Canteen ekinden sokakta çalışan çocuklarla ilgili bir yazıdan)


Sorunlar ve ihlaller hakkında neler yapılabileceği, çocukların kendi sorunlarına ilişkin neler yapabileceği ve yaptığı ele alınmamakta; bu konuda uzmanların görüşlerine yer verilmemektedir.


23 Nisan Çocuk Bayramı çocukları tüketime itmek için bir araç olarak kullanılıyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı özellikle çok satan gazeteler tarafından çocukları tüketime itmek için bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır.


“23 Nisan Çocuk Eki” olarak gazeteler ile verilen ücretsiz eklerde, 23 Nisan bir alışveriş bayramı olarak sunulmakta ve çocuklar tüketime özendirilmektedir. Bu açıdan en çarpıcı örnekler Milliyet 23 Nisan 2001 özel eki ve Sabah 23 Nisan 2002 özel ekidir.


Sonuç


Gazetelerin 23 Nisan Çocuk Bayramı’na ilişkin yayınlarında çocuklar, çocuk hakları açısından veya çocuğun yararı göz önünde tutularak bakıldığında kabul edilebilir bir şekilde ele alınmamaktadır. Çocuklar kendilerine adanmış bir bayramda hakları, istekleri ve kendi sözleri ile basında yer alamamaktadırlar. 23 Nisan Çocuk Bayramı hak ihlallerinin yaşandığı, çocuğun eziyet gördüğü bir bayram bile olsa basın haberdar etme ve bilgilendirme görevini yapmaktan kaçınmaktadır.


23 Nisan Çocuk Bayramı’nın çocuk gündeminden uzakta yaşanmasına ilişkin yazılar ise basında hemen hiç yer almamaktır. Örneğin bu alıntı çok ender duyulan seslerden biridir: “Neden çocuklar Çocuk Bayramı’nda okul ödevi yapma duygusundan kurtulamıyor? Gelin bu bayramı gerçekten çocuklara bırakalım. Gelin bu bayramı çocuklar çocukça kutlasınlar... (Haşmet Babaoğlu, köşe yazısı, Sabah 23 Nisan 2001, s.2)


Çocukların Çocuk Bayramı’nda bile ciddiye alınmaması, yaşadıklarının ve hak ihlallerinin ciddiye alınmaması, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ve bu sözleşmenin getirdiği yükümlülüklerin hemen hiç vurgulanmaması bu çalışmanın çıkış noktası olan basının çocukların yaşadıklarına da, çocukların seslerine de gayet kapalı olduğu saptaması ışığında ele alındığında basına müdahale edilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.


“Müdahaleci, eylemci bilim insanı” modeli, bu müdahalenin bilim ile uğraşan ve çocuk hakları alanında çalışan bilimciler tarafından yapılabileceğine ve yapılması gerektiğine işaret eder. Gerek hak ihlallerinin önlenmesi, gerek çocukların daha iyi koşullarda yaşayabilmesi ve gerekse çocukların kendi haklarına sahip çıkma uğraşına katılabilmeleri için bu müdahaleler çok gereklidir.


Bu bağlamda, bu çalışmanın bulguları 2003 yılında 23 Nisandan yaklaşık bir bir hafta kadar önce medyaya, psikologlara, değişik disiplinlerden bilimcilere ve meslek örgütlerine, Çocuk Hakları Koalisyonu’na üye örgütlere kısa bir rapor olarak gönderilmiştir.
Çocuklardan yana olarak basına yapılacak müdahalelerin basında, kamuoyunda, sivil toplum örgütlerince, devlet yetkililerince ve akademisyenlerce hemen olumlu karşılanacağını, destekleneceğini beklemek gerçekçi olmayacaktır.


Bu çalışmanın ve daha sonra yapılan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda gencin basında nasıl yansıtıldığına ilişkin paralel çalışmanın olumsuz tepkiler aldığını bu bağlamda vurgulamak yararlı olacaktır. Örneğin, Haziran 2003 ayında Malatya’da yapılan Psikolojk Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi’nde yapılan genel bir oturumda, bu çalışmaya dayanılarak sorulan ve yazılı olarak iletilen “23 Nisanlarda çocuklara eziyet edilmesine bilim insanlarının müdahalesine” ilişkin soru, oturum başkanı tarafından okunmamış; oturum başkanı oturum sonrasında bu sorunun yanlış bir soru olduğunu ve sansür edilmesi gerektiğini nazik olmayan bir dille iletmiştir.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda gencin basında nasıl yansıtıldığına ilişkin analiz, basının gençlere tıpkı çocuklar gibi haksız davrandığını saptadığı için kimi sivil toplum örgütlerinden olumsuz tepkiler almış ve temelde bu analizin ulusal bir bayramı kötü gösterdiği iddia edilmiştir. Oysa bu analiz, 19 Mayıs törenlerinin stadyumlardan çıkarılması için çalışan gençler tarafından beğenilmiş ve Ankara’da düzenlenen bir toplantıda gençlerin tarafında olduğu için çoğaltılarak dağıtılmıştır. 19 Mayıs sonrasında süren tartışmada, haklarını savunan gençlere değişik gazetelerdeki kimi köşe yazarlarından çok olumsuz, hatta “vatan haini” suçlaması içeren tepkiler gelmiştir. Bu suçlamalar ile alevlenen tartışma, bir gazetenin 19 Mayıs basın analizini başsayfaya taşımasına bile varmıştır. Sonuçta, bu basın analizinin gençlerin haklarına destek olmak üzere sağladığı bulgular, basını etkileyebilecek düzeyde önemli görünülürlük elde etmiştir.
Sonuç olarak, bu çalışma basında olumsuz bir tablonun varlığını saptamak ile kalmamış, bilim insanı sorumluluğu ve “eylemci bilim insanı” modeline uygun olarak bulgularını basına ve kamuoyuna sunmuştur. Ancak çocukların gerek özel günlerde, gerek diğer günlerde hak ettikleri muameleyi görebilmeleri için çocuklar adına çocuk hakları alanında çalışan kişilerin çalışması gerekmektedir.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Bu seneki 23 Nisan bayrami gösterilerinin Aspendos tan naklen yayinini izledim.Hersey cok hostu ta ki Spiker`in kapanis sözüne kadar.23 Nisan cocuk bayrami gösterilerinin kapanis mesaji Canakkale sehitleri isimli siirdi.Ve bu benden baska kimsenin ne dikkatini ne de tepkisini cekti.Ese dosta sordum ,bu programda sizi rahatsiz ede birsey varmiydi diye,herkes gecen yillardaki göterilere daha cok katilan olup daha senlikli oldugunu düsündügünü söyledi.Kimse cocuklarin ne kadar travmatize edildiklerinin farkinda degil.Bir senligi bile cocukca kutlamalarina izin vermiyoruz cocuklarimizin.